Bir Çocuğun sessiz Çığlığı : Babacığım...

Çok iyi hatırlarım, küçücük bir çocukken bu toprakların nasıl mücadelelerle kazanıldığını anlatırdın bana, heyecanlanırdın. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ezbere okuduğumda gururlanırdın, gözlerimden öperdin. Vatan’dan, Misak-i Milli’den, Kuvayi Milli’den dem vuran tarih kitaplarımız içinden Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selimi’nden, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’i ve kerametiyle ilgili öyküler anlatırdın. Vatan toprağının kutsal olduğunu söylerdin, televizyonda teröristlere ülkeyi bölmek istedikleri için lanet yağdırırdın. Hatırlıyorum baba, hepsini hatırlıyorum. Ama nedense bu topraklarda gururla bahsettiğin cephelerde Kürtlerin de savaştığını hiç söylemedin. Sabiha Gökçen’in ise bir Ermeni olduğunu… Yavuz Sultan Selim’in onbinlerce insanı kılıçtan geçirdiğini hiç söylememiştin mesela. Kurtuluş Savaşı dediğin öyküde 1 milyon Ermeni’nin bu ülkenin askerleri tarafından katledildiğini hiç anlatmamıştın. Munzur’un kan akan derelerinden, kılıçtan geçirilen kadınlardan, çocuklardan hiç bahsetmemiştin. Kürt bölgelerinde evlerin yakıldığından, kadınların kaçırılıp tecavüze uğradığından, çocukların öldürüldüğünden, evlerin yağmalandığından hiç bahsetmedin. Kim bilir kutsal olduğunu düşündüğün bu toprakların egemenleri gözlerini kapatmıştı, gözlerini kapatmıştın. Sen de bilmiyordun belki kim bilir?
Ne mutlu ki büyüdüm baba, büyüdüm ve ne senin ne de yalan tarih yazıcıların kurmacılarıyla, aldatmacalarıyla dolu hikayelerine mahkum değilim artık. Büyüdüm ve şahit oldum baba, yok edilmeye çalışılan bir ulusun var olma mücadelesiyle, gençlerinin zorla değil gönülleriyle silah kuşanıp dağa çıktığına; Türkçe bilmeyen anaların Kürtçe ağıtlarına; Ermenilerin yasak adlarına şahit oldum. Evleri yakılıp köylerinden sürgün edilen çıplak ayaklı kadınlara, kaçırılan tecavüz edilen genç kadınlara, 12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur’a şahit oldum baba. Küçük gözleriyle Enes’e ve Mizgin’in kurşunlar saplanmış bedenine şahit oldum. Sokak ortasında hunharca katledilen Dinklere, arkasından sokağa dökülen yüz binlerce "hepimiz Ermeniyiz"lere ve en çirkini, senin kutsal dediklerinin katille hatıra fotoğrafı çektirdikleri çirkin suretlerine, bölünmez dediğin vatanın gizli(!) ve bir o kadar da kirli savaş örgüt(leyici)lerine şahit oldum baba.
Bırak artık sen de anlatma kendine yalan hikayeleri! Kardeşliğe ve barışa küfredenleri temiz bağrına basma baba! Aldatma kendini. Bak katledilenlerin anneleri, babaları, kardeşleri her şeye rağmen bize barış diyor. Utanın demiyorlar baba, katilsiniz, sömürücüsünüz, soykırımcısınız demiyorlar! Kardeşlik diyorlar, "biji biratiya gelan" diyorlar. Tutalım ellerini! Ben utanıyorum baba ve Türklüğümle gurur duymak istemiyorum ki! Önce insanlığımla gurur duymak istiyorum. Çünkü ezilen halklar şahittir ki insanlığımdan çok utanıyorum!
KIZIN...

Devamını okuyun...>>

Kürtçe Kimin Kürtçesi ?

Bu millet milliyetçi kafataslarından çektiğini hiçbiyerden çekemedi ...

Kürt sorunun günden güne yaşamın temel olgusu olmasıyla beraber kürtler kendi haklarını kendielrine ait olanları dahada öne çıkarmaya başladı. Ki bu onların kendi hakları . Hiçbir meclis yokturki milletvekilleri anadillerini konuştukları için suçlansılar aşağılansınlar , bunun yasak olduğunu bağırıp dursunlar. İşte hükümetin demokrasi anca buraya kadar. Kendilri konuşunca hak özgürlük asıl konuşması gerekenler konuşunca ise bölücülük . İşte demokrasi buraya kadar. O hükümettir ki demokrasiyi kendi kullandıkları hak sananlar deilmidir. o başbakan deilmidirki kendi insanını mal olarak gören. Bir sıra bir söylemi vardı . benim işim ülkemi pazarlamak. Ki bu konuda kendini bile aştı yakında insanlarıyla toplu halde verecek bi yerlere.

Kürtlerin kültürel ve temel haklarını hak alanın deil verenin şeklinde duyuran kendileri deilmidir. Kürt sorununu bir siyasi savaş olarak gören kendileri . Kürtlerin kendi duvarlarına çarparak ezileceklerdir. Kürt sorunun çözümü noktasındaki en önemli nokta bir birleşim ve siyasi birlikten anlyıştan gçmesi gerekirken. Kürtlerin en önemli temsilcileri olan Dtpyi burada karşı bir güç olarak görmeside bunun bugünlere aksettirilmesin de ki en önemli sorundu.

Trt'ye gelelim bu konuda hazırlıklı olması dikkat çekiciydi ? 24 Saat kürtçe yayın yapınca sorun yokta 10 dakkalık kürtçe bir konuşmayı yayınlayınca kesmesi heleki 1 dakikadan kısa bir sürede müdahale etmesi ne kadar doğruydu veya ne kadar bilinçliydi bilinmez.

Kendine Demokratik hükümetten de başka bişi beklenmez sanırım ...

Bugünlük bu kadar ...

Devamını okuyun...>>

Anlamını Yitiren Kelimler ... - 1

Gözümde her geçen gün gittikçe önemsizleşen ne idüğü belirsiz bir gün daha ! Bunu okuyanlar belki kızacaklardır ama birazda farklı açılardan , pencerelerden bu olayı görmek en doğrusu olacaktır.
Sevgili olgusu ve günüyle unutulan ...
Sevgililer Günü nereden çıkmış bir bakalım ...

Milattan Önce 4. yüzyıllarda yaşayan ve kendini aşka adadığı için devrin kralı tarafından ölüm cezasıyla cezalandırılan Aziz Valentine, ya da “Valentius” veyahut “Valentinian”gibi farklı isimlerle anılan fakat kendini aşka adadığı konusunda birleşilen kişi için kutlanıyor bugünkü sevgililer günü…

Ve oradan bugune değişen ve anlamını yitirdiğine inandığım bir gün. Ancak insanların nedense farklı görmek istediği yada , gözlerin içine batıra batıra gösterdikleri bir gün.

Ve Buna Dair İki Satır ALıntı...

Sevgilere gün seçilmesine,
Sevgilerin hediye ile ölçülmesine sevginin bir güne sığdırılmasına karşıyız.
Tüketim toplumu yaratmak için bulunmuş ve çok güzel pazarlaması yapılmış bir çalışmadan başka bir şey değildir..
Sevgilerin her gün yaşanması dileğiyle
Sevginin Hasadı Birgün Deil . Bir Ömürdür..
sevgi bir güne sığdırılamaz..
sevgi her an yanımızda olmalı..
sevgi insanın içlemidir.
onsuz olmaz..
iki günlük kafe aşkı..
bir günlük hediye sevdası değildir sevgi…
Demiş Güzel Bir okuyucu ….ilgimi Bi iki Şiir çekti Onlarıda Sizinle Paylaşmak İstedim.

NE VARDI ?

Göstermelik sevgi, güne ad olmuş ,
Hediyelik aşklar, vitrine dolmuş ,
Bir mayıs gününde, çiçekler solmuş.
Körpe fidanları ömür biçecek ,
Dünya yalan, insan fanî göçecek !…
Ne vardı sevgiye bir gün seçecek ?…



Devamını okuyun...>>

Dersim’de ki Değişim …


"Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir." Heraklitos

Değişim elbette ki küçümsenmeyecek bir olgudur. Dünyada olduğu kadar Dersim’de de büyük değişimler yaşanıyor. Bunlar doğal ve kaçınılmaz değişimlerdir. Ancak Dersim’de ki değişim süreci gittikçe batağa doğru çekilmektedir. Kuşkusuz bunların yaşanmasında ben dahil Dersimlilerin bir çoğunun dolaylı veya başka bir yoldan etkileri olmadı değil. Nedense Dersimgittikçe kirlenen gençlerin yozlaştığı bir kent haline getirildi veya getirilmeye çalışıyor hala . Buna sadece devlet ve polis gösteriliyor. Ama bizler bu kadar zayıf bir yapıda mıyız ? sorusu geliyor daha sonra aklıma. Polis baskısı , şiddeti her yerde var . Bu bence sorumluluktan kaçış için söylenmiş bir yalandır.

Bunun en büyük suçlusu gençlerin kendileri ve aileleridir. Her ne kadar Dersim dışında Dersim’den uzakta Dersime dair önermeler getiren sevgili yazarların birazcıkta durumun farkına varmaları ve bir şeyler yapmaları gerekiyor. Madde bağımlılığı,fuhuş, kumar almış başını gidiyor. Aileler özellikle bunu doğuran en büyük etkenlerden biri. Hem bir aile bilinci aşılamamaları hemoradaki gençlerin yaptıklarına göz yummaları her dahim ceplerinden paralarını eksik etmemeleri bunları doğuruyor kuşkusuz. Çocuklar daha 12-13 yaşında kahvelere doluşuyor o yaşlarda kumara alışıyor. Bunu da polisin yaptığını söylemeleri beni şaşırtmıyor değil.Bir örneklem vermek gerekirse . Sınavailçelerden giden gençler sınavı değil de sınavdan önce gidecekleri barları ve orada yapacaklarını düşünür hale gelmişlerdir.

Dersim’de algılayamadığım öyle bir yanlış daha varki ne denmeli bilmiyorum. Nedense dedikodu ve çekememezlik almış başını gidiyor. Dersimliler kendi kuyularını kendileri hazırlıyor. Her ne kadar yozlaştırma devletin buraki bir politikası olsada buna en büyük önayak olan gene bizim kendi insanımızdır. Bunu görmemezlikten gelmek bütün bunların olmamış gibi görmekten ileri değildir.

Daha bir 10-15 yıl öncesine kadar insan bağımlılığıyla adını duyuran , insan sevgisinin beklide en üst düzeyde yaşandığı bir kültür mozaiği Dersim’in günümüzden renksiz bir mermere dönmesinin bu kadar kolay olması da ayrıca bir düşündürücü . Gençler öyle bi değişim içine atmışlarki kendilerine. Gerçekten kollarında , dövmeler , falçata izleri olmayan bulmak zor belki deartık nesilleri tükeniyor Dersim insanının zalim dünyaya karşı .

Bir taraftanda Dersim’e yıllardır gitmeyenlerin söylemlerini uyar gibiyim. Dersim devrimin kalesidir, Dersime bişi olmaz, Dersim yozlaşmaz , Dersim bizim … Sadece iki kulaktan dolma laf. Bugünki Dersimi görmek o kadar da zor deil. Festivalde orada olsun ve bir ay kadar insanların arasına karışınlar. Daha sonra göreceklerdir durumu ve o durumun kötülüğünü. Daha sonra biliyorum ki banane ya diyip gidecekler…

Yüzyıllardır Dersim, İnsanrıyla dersim oldu . İnsanlarıyla bu doğasal tanrıları yarattı büyüttü yüreğinde. O tanrıları gerçek tanrılardan daha çok sevdi ; onların içlerinde kendilerini gördüler . İnsanlığı, merhameti . Ve bunu gene bugünun Dersimleri kendi elleriyle yıkıma uğratıyor sessizce ve derinden …

Deprem gelmedi … Çatlaklar göründü deprem yakındır… Önlemler çatlağa değil gelecekteki depreme göre atılmalıdır…

İkrare Xora Wayir Bıveci Millete Desimi..

Not: Fotoğraf İçin Ufuk Abime Çok Teşekürler:)


Devamını okuyun...>>

Kalıplara Sığmayacak Bir Süreçtir : Devrim

Öncelikle bu yazıyı kaleme almamdaki amaç devrimciyim diyenlerin, kendini sosyalist görenlerin yaptıkları yalnışların artık boğazımıza kadar tıkanması nedeni iledir. Parti içindeki küçük tartışmalar bu yazıyı yazmaya itti sanırım ..

Devrimlerin en büyüğü insanın kendini sorgulamasıyla doğar...
Xıdır Akmeşe .. 2004

Soldan Göremediklerimiz..
Soldan solcu olmaktan başlamak gerekirse zaten Türkiyede Solcuyum diyenler kendilerine ihanet ediyorlar. Sol kelime anlamıyla astroloji ve eski romada güneş anlamına geliyor. Ki gerçekten solun dünya üzerinde bir güneş gibi aydınlatıcı , yol gösterici olması gerekirken bu ülkemizde gittikçe anlamsızlaşan bir kavram halini almaya başladı . Yarı sol, nasyonal sol, ulusal sol, devrimci sol , ılımlı sol ... bunları böylece uzatmak mümkün. Bir kavram ya birşeydir yada değildir. 3. bi hali olmaması gerekirken bu ülkede o adar çeşitlenmiş ve kavram olarak o kadar hafifletilmiştirki faşişt partiler bile kendilerini sol olarak tanımlamaya kadar gitmişlerdir. Sol yenilik , farklı düşünebilme ve bir birleşimi ifade etmeli ve bunun için çalışmalıdır.



Kalıplaştırdıkça ....
Devrimin ve devrimcinin en öz noktası değişim ve bu değişim içinde değiştirmek için mücadele etmek yatar. Devrimciler toplumların önlerinde onların kaderlerini değiştirmelerine , onlara yeni dünyayı açmada en kilit noktalardır. Günümüzde kalıplara sığdırılmaya çalışılsada. Bir çok insana göre Che tişörtü giymek , bazılarına göre abd karşıtı olmak, ahmet kaya ve grup yorum parçaları dinlemek gibi görünüyor olsada bunları gene yaratan devrimci kişiliklerin kendi içlerine bakamayışları olarak görüyorum.

Bu kalıplar uzun uzadıya anlatılabilir genişletilebilir. Yok devrimci sigarası, yok devrimci pantolonu , yok devrimci takım elbise giymez gibi saçma söylemleride bunun içinde görebiliriz. Hatta böyle kişileri çok uzakta aramaya gerek yok etrafınıza baktığınızda hemen kendilerini belli ederler. Belkide en büyük suçlusu bunlara müsade eden gene bizleriz.


Gözümdeki Devrimci Olgusu
Bazıları okumayı sadece kendileri ve partileri için reva görür ki ; devrimci insanlar partilerine deil Devrime bağlı olmalı ve bu uğurda savaşan kişilikler olmalıdırlar. Çevresini şekillendirmek için uğraşmalıdır. Devrimci kişilikler bu devrimciliği yaşamlarına yansıttıklarında gerçekten devrimciyim diyebilmelidirler. Yoksa sadece Lafla peynir gemisinin dahi yürümediğini biliyoruz.

Devrimcilik ne sadece duygusal nede sadece bilimsel olarak algınlanmamalı Her ikiside birbirini tamamlayan bir bütün olarak görülmelidir. Duygusal yönden insanca bir yaşam şiarıyla halkın sorunlarıyla iliglenmek ; bilimsel açıdan devirebilme olgusudur.

Devrim olgusu kendini devrimci olarak gören insanların aslında içselleştirmesi gereken bir olgudur. Devrimciyim demekle, internete girip 5-10 sosyalist siteye tıklayıp yorum yapmakla , insanlar katledilirken rahat rahat çayını yudumlamakla olmuyor ...Filistindeki kanlı savaşı görüp sesini yükselten ama ülkemizin içindeki kürt sorunuyla iligli bir kelime dahi etmeyen hiçbirşey yokmuş gibi gören kişiliklerdirki bugunki bu kavramın içini boşaltmaya yetiyor neredeyse .

Devrimcilik Örgütlü Durabilmektir..
Devrimcilik örgütlülük ile doğar. Örgütlülüğün bir anlamda bu mücadeleye yansımasıdır. Bir çok kendini devrimci gören devrimci gibi takılan insanlar boş boş kafadan bi saptamalar yaparak yaşamak demek deildir. Devrimciler halkın hamalları , emekçileridir. Örgütlü durabilmek bir disiplin işidir, sorumluluk sahibi insanların yapabileceği bir iştir.

Devrimci insan önce devrimci bir ahlaka sahip olmalı bunu her yerde korumalıdır. Diğer devrimci örgütler farklı düşünseler bile onlara saygı duymalı , onlarla yeri geldiğinde aynı ezen ulusa, aynı yapıya karşı sırt sırta savaşır .Günlük çıkarlar için mücadele edilmez.

Devrimciler eleştiriye en açık kişilikler oılarak durmalıdırlar. Eleştiri ve özeleştiri onları yüceltir. Bu eleştirler sayesinde ilerler; yalnışları varsa bunlar saptanır ve düzeltilir. artık insanlar biraz olsun kendilerini sorgulamalı kendilerine yaşamdan paylarını almalı kazanmalıdırlar.

Devrimciliği ölçmek bize ve kimseye düşmedi ve düşmezde . Devrimciliği herkesten önce biz sorgulamalıyız. Ne kadar devrimciyiz . Ne kadar devrimciyim ?

Daha sonra zaten yapamadıklarımız ve yaptıklarımız birbirini eritince ortaya gereçkler çıkacaktır ...


Bu yazıyı içimdekileri dökmek için yazdım ama her zamanki gibi gene daldan dala atladım. biraz dikkat dağınıklığı olsa gerek ..

Devrimci selamlar ... Xatıre Sıma..

Devamını okuyun...>>

Öğrenci Sindirme Sistemi



Bu ülkede bir şeylerin doğtu gittiğini görmek herhalde yıllarımızı alacak. Bunların en büyük temeli eğitimdeki eşit(siz)likler ve çarpık eğitim düzeni. Milyonlarca insan bir sınava giriyor sadece 180 bin kadarı doğru dürüst yerleşebiliyor. Bir çoğu taa baştan kaybediyor bu savaşı.

Eşitlik dedik neden eşitlik ?
Aynı öğrenciler aynı sınava aynı soruları çözerek gene aynı 180 dakika ayırarak çoktan seçmeli bir şekilde giriyorlar. Buraya kadar bir sorun yok. Eşitsizlik konusu ise Öss’nin sınıfsal eşitsizliği söz konusu olana kadar. Her yıl 2 milyona yakın kişinin ümitlerini hayallerini artık her şeylerini bırakltıkları bir 3 saat maratonu başlıyor. İyisiyle kötüsüyle. Daha sonra (burjuva medyasında geniş bir yer buluyor haber bültenleri Öss Öss diye gelişmelerle açılıyor. Daha sonra “0” çeken öğrenciler tartışıla dursun. Bu birinciler gündmee oturuyor paralı eğitimin en büyük ayağı “dershane” hocaları kanallara çıkıp soruları çözerken bol bol nasihatte bulunuyorlar . Sınava giren 2 milyona yakın insanın kazanma ihtimalini kişilere göre belirlersek. 100 kişiden sadece 5 kişisi bu sınavı başarıyla atlatıp kazanmış oluyor.

Bir çok rehberlikçi umut hırsızlığı yapıyor. Öğrencileri istedikleri değil yerleşmeye zorluyorlar. Halbuki böylece meslek sevimsizlikleride buradan doğuyor. Kendileride biliyorki 100 kişiden 5inin bir üniversiteye yerleşme şansının anca olduğunu ; bunu bile bile umut hırsızlığından çekinmiyorlar.

Eşitsizlikler zinciri …
Bir çok meslek lisesinde okuyan arkadaşlarımız daha baştan başarı puan barajına takılıp kalırken, bir çok arkadaşımız bankaya ödeyeceği parayı bile son günlerde denkleştirmeyi başarabiliyor. Bir çok öğrencinin ne össyi kazanabilme nede bir başarı yakalama şansı ve bu insanların medyada bir haber değerleri bile yok .. Onlar ülkemin unutulmuş, unutturulmaya çalışılan yüzleri . Yani bizler.

Bir Depremin Yıkıntısı Misali …

Sanki Öss son birkaç yıldır varda biz bunları yeni yeni yaşıyormuşuz gibi. Ve her geçen yıl köklü değişiklikler olan sınav sisteminde öğrencilerden ne istediklerinide anlamış deiliz. Biz koyun veya bir robot değiliz olmadık da. Sistem içinde robotlaştırılmaya koyunlaştırılmaya çalıştırıldık. En büyük emek sömürüsü buralarda yapıldı. Birçok insan Öss denilen illet yüzünden yaşamına son verdi umutlarını yitirdi. Deprem bitmiş her şey düzelmiş gibi görünsede sistemdeki çatlaklar yeni yeni patlıyor. Derinleşerek sürecek Öğrencileri sindiren sistemi gene öğrenciler beyinleriyle Yıkacak …

Çözüm(süzlük) = Eşit(sizlik)ler …

Devamını okuyun...>>

I love You Radikal :=)

Radikal sıksık okumaya çalıştığım nadir gazetelerden biri. Son zamanlar sadece netten takip etsem bile bazen yalnış haberler yazsalar dahi. Eleştirilerimin çok sert olması onları incitmesine rağmen bir çok yorumu onayladılar. Gerçekten yorumlar konusunda en özgürlükçü gazete diyebilrim.

Radikal'in iki hafta önce Sitedeki puanı en yüksek olan üyelerin 100'üne 4 sinema bileti kampanyası başladı. Bende Sinemayı sevdiğim ve radikalide okumaktan zevk aldığım için rakalde yorumlara biraz daha ağırlık verdim diyelim. İlk 2 hafta ben bu 100 kişi arasında oldum . Yani 4 bileti kazandım. Gerçi biletler elime halen ulaşmadı ama . . .

Biletler konusunda iletişime 4-5 kere meil attım daha sonra Erdal Erkasap bey kendi mail adresini verdi ve benimle gerçekten çok ilgilendi. Bir gazetenin okuruyla böyle ilgilenmesi beni duygulandırdı . diyelim şok oldum gerçekten. hani ikide bir rahatsız ettiğimi düşündüğüm bi anda böyle ilgilenmeleri biraz garibime ve hoşuma gitti. Ve radikale dahada hasta oldum ..

biletler gelmese bile :)

Devamını okuyun...>>

Bendeki Kıskançlık Anca böyle özetlenir...

sevgiyle alakası olmayan bir duygudur. tamamen kişinin kendi iç meseleleriyle ilgilidir. yoksa insan sevdiğini niye yersiz paranoyalarla bunaltmak, huzursuz etmek istesin, hiç beklenmedik anlarda sevdiğine anlamsız inip çıkmalar yaşatsın, ilişkiyi kendince bahaneleriyle kurcalayıp da yalama etmeye çalışsın. sonra da seven kıskanır bahanesi arkasına sığınsın. hayır efendim öyle değil o. o kadar basit değil. yanlış anlamışsın sen onu.
seven kıskanır elbet. sevgiden doğan kıksançlık tamamen kamufle edilmiş bir kıskançlıktır. kişi kendini yer bitirir belki yer yer piskopatlaşır ama sevdicek üzülmesin diye bu duyguyu hep içinde yaşatır. bilir ki bastıramadığı kıskançlık, yenemediği bu zaaf sevgiliyi kendinden daha çok üzecek. sevgiden doğan bir kıskançlıksa bu sevgi için yok edilir yine. çünkü sevgili, adı üstünde gerçekten sevgili ise eğer böyle garip duygulara böyle yersiz paranoyalara gerek yoktur.

kıskançlık= bir sevgi ölçü birimi kalkanıyla karşınızdaki insanı ayar etmeyin, sevgiliniz o! alooo, kime diyorum ben!
ha siz kıskansanız da kıskanmasanız da karşıdaki insanda bir enayilik varsa eğer olan olur. boşu boşuna hayatı hem kendinize hem de ona zindan etmenin ne anlamı var ki? ayrıca madem öyle bir enayilik var sezdiniz o zaman bu uğraş ne diye? demem o ki sevgili değil o, ne kendinizi ne de onu yormayın.

ana söz: kıskançlık ota boka bahane edilmemesi gereken, dozajında kullanımı çok ama çok zor olan, başta sahibi olmak üzere ele geçiridiği bütün insanlar iliklerine kadar yakan zehir zemberek bir duygudur. ameliyatla aldırmak maalesef mümkün değildir, fakat dizginlemek kulu köpeği olmamak hala insan iradesi dahilindedir.
Yazar : Ekşiden Felida ... ( sankim ben yazmısım ) :D

Devamını okuyun...>>